Burç FM

Hafta içi hergün saat 19.00’da Burç Fm’de yayınlanan “Günün Yorumu” programında gündeme ilişkin değerlendirmelerimizi dinleyebilirsiniz.

Burç FM'in frekanslarına aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz

http://www.burcfm.com.tr/ShowFrequency.aspx


---o---

Aranacak Kelime
Ahmet Taşgetiren'e ait, web sitesinin tam adresi: www.ahmettasgetiren.com.tr şeklindedir. www.ahmettasgetiren.com ve benzeri hiçbir siteyle ilgimiz yoktur.
 
    04 Temmuz 2009 Cumartesi
28 Şubat MGK'sı olur mu?
Başbuğ'un konuşmasını değerlendirmemi isteyen tv kanalının sunucusu sordu:

-28 Şubat'takine benzer bir MGK toplantısı olur mu?

-Olmaz, dedim ve neden olmayacağını anlattım.

Olmaz, çünkü:

-Türkiye o Türkiye değil. Aradan geçen 11 yıl, Türkiye'yi demokratik duyarlılığı çok daha belirgin bir ülke haline getirdi.

-MGK o MGK değil. MGK'nın yapısı büyük oranda değişti. MGK'nın bir danışma kurulu niteliği belirginleşti. MGK üye yapısında, sivil kadroların ağırlığı arttı.

 

Ilımlı İslam kavgası

Ilımlı İslam teorisi” Soğuk Savaş sonrasında, Amerika'nın (genelde tüm Batı dünyasının, hatta Rusya'nın) İslam coğrafyasında sömürgeciliğe karşı İslam'la siyasi bilinci, yer yer de fiili mücadeleyi senkronize eden ve “Radikal İslam, Siyasal İslam, Fundamentalist İslam” gibi tanımlamalarla ifade edilen oluşumlara karşı geliştirmek istediği bir “İslam formülü”dür.

Bu formülün özü, “İslam olmasın” değildir. “İslam'ın kökünü kazıyalım” değildir.

Bu, kendisini hangi süper güç niteliğinde görürse görsün hiçbir kuvvet için düşünülebilir bir şey değildir. Bu, tüm İslam coğrafyasında Müslüman halklarla savaşı ve mutlaka yenilmeyi göze almaktır..

Bu, “İslam olsun ama” diye başlayıp, “bizim formüle ettiğimiz gibi olsun” diye biten bir çerçevedir.

  devamı »

Burç FM, 29 haziran 2009

Herkesi uyuttu mu bu Ak Parti Meclis grubu?

CHP lideri Baykal'ın ve CHP Grup yöneticilerinin sergilediği öfkeye bakılırsa, Türkiye müthiş bir uyutma operasyonu ile karşı karşıya...

Hani şu “Darbeciyi sivil mahkemelerin yargılaması” ile ilgili düzenleme konusundaki feveranı kastediyorum.

Baykal bu işe “Gece yarısı darbesi” diyor.

Sayın lider, bir süredir karşılaştığı her şeyde bir “sivil darbe” görüyor.

Belgeyi gördü, sivil darbe dedi.

Şimdi Meclis bir kanun değişikliği yaptı, “Gece yarısı darbesi” oldu.

Oysa birkaç gün önce, Anayasayı değiştirelim, 12 Eylül'cüleri yargılayalım demişti.

Herkes çok sevinmişti.

Baykal müthiş bir demokrasi hamlesi yapmıştı.

Ama henüz o çıkışının mürekkebi kurumadan, darbeyi sivil yargı huzuruna çıkarmayı öngören bir meclis iradesine isyana kalkıştı.

Ne iş bu?

“Uyutulduk” diyorlar.

Sanırsınız ki, Meclis'te bir ipnotize eylemi düzenlenmiş, CHP milletvekilleri uyutulmuş ve kanun değişikliği yapılırken olumlu anlamda el kaldırmışlar. Grup başkanları dahil.

Gerçekten traji - komik bir durum söz konusu.

Tasavvur edin:

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Grup Başkanvekilleri ile müşterek bir toplantı yapıyor. Onlara, kanun değişikliği sırasında verecekleri değişiklik önergelerini anlatıyor. Her önergenin gerekçelerini bildiriyor.

Bu toplantıda CHP Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay da var ve diğer grup başkanvekilleri ile birlikte, o da, değişiklik önergelerini benimsediklerini söylüyor.

Meclis'te söylenenler yapılıyor ve değişiklik gerçekleşiyor.

Bu değişikliklerden birisinde, ağır cezalık suçları sivil kişiler askerle işleseler dahi sivil mahkemede yargılanmaları öngörülüyor.

İkinci değişiklikte ise, aynı suçları asker kişiler işlese bile, yine sivil mahkemede yargılanmaları öngörülüyor.

Bu suçların içine, mesela, Ergenekon davasında yargılanan suçlar giriyor, asker kişilerin yolsuzluk davaları giriyor, Karargah evleri davası, Atabeyler çetesi davası gibi davalar giriyor.

Bu değişiklikler, tabii ki, sivil yargıya, darbe girişimlerini yargılama imkanını da sağlıyor.

Bu değişiklikler, ayrıca, Avrupa Birliği ile ilişkilerin gerektirdiği yargı reformu çerçevesinde de gerekli görülüyor.

CHP yöneticilerinin tüm bu süreçte en küçük bir itirazı yok.

Üstelik Meclis'te bu süreç, Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece yaşanıyor.

Kanun Meclis'ten geçiyor.

Cuma günü kimsede tık yok. CHP sessiz. Baykal sessiz.

Askeri kesimde de kimseden itiraz sesi yükselmiyor.

Cumartesi günü Vatan gazetesi haberi sür-manşetten patlatıyor.

“Albayı yargılamak için gece yarısı özel yasa çıktı”

Balta gibi harflerle verilen başlık bu.

Öyle ki, Başbuğ'un basın toplantısı ile ilgili haber bile, manşet altına ve çok daha küçük başlıklara inmiş durumda. Hatta o haberin başlığı bile, “Bilmiyor muydu?” şeklinde, bu haberle alakalı.

İşte bundan sonra CHP dünyasında jeton düşüyor. Tansiyon yükseliyor. Baykal, bilinen kükremelerinden birisini daha sergiliyor.

İşin bir tarafında, tabii ki, CHP'nin Meclis çalışmalarındaki ciddiyetini sorgulamak var. Önünüze konulan bir kanun teklifinin farkında mısınız, değil misiniz? Meselenin bir yanı bu.

İkinci yanı ise, bu düzenlemeye neden karşı çıkıyorsunuz?

Bir yazar demiş ki:

“Bundan böyle Genelkurmay Başkanı, sabah uyandığında, bir komutanının tutuklandığını görebilir.”

Bu ihtimali ortaya koyuyor ki, Genelkurmay Başkanının damarına bassın.

Oysa, şu soru Türkiye için çok daha gerçekçi bir soru:

Bu memlekette kaç başbakan, sabah uyandığında kapısını sütçünün çalmadığının farkına varmıştır?

Oysa ne demiş Çörçil:

-Demokrasi, sabah uyandığınızda kapınızı sütçünün çalacağından emin olmanız demektir.

Bizde ise sık sık kapıları üniformalı kişiler çalar.

Menderes, Eskişehir'de tutuklanmıştı. Emri altında olması gereken askerler tarafından. Bayar'a Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde el konulacaktı. Sonrasında yaşanan kahredici akıbeti biliyoruz.

Başbakan Demirel, şapkasını alıp gitmek zorunda kalmıştı 12 mart Muhtırasını yediğinde.

Aynı Demirel, yine Başbakan iken, sabah uyandığında tankları görmüştü Ankara sokaklarında ve az sonra Zincirbozan'a gitmek üzere Nazmiye Hanımla vedalaşıp yola çıkarılacaktı.

Benzeri akıbeti, Ecevit gibi, Erbakan gibi, Türkeş gibi liderler de yaşayacaktı.

Bir subay, Genelkurmay Başkanını bile sollayarak, darbe yapmak isterken yakalanmışsa, bırakın sivil yargı yargılasın onu.

Türkiye'de Genelkurmay Başkanını sollayarak darbe yapılmamış mı?

Rüştü Erdelhun bir Genelkurmay Başkanı değil miydi?

27 Mayıs bir alt kademe darbesi olarak başlamadı mı?

Sarıkız, Ayışığı, Eldiven ve Yakamozlar, Genelkurmay Başkanına rağmen geliştirilmek istenen darbe girişimleri değil miydi?

Bu durumda sivil yargı, bazen Genelkurmay Başkanını bile koruyacak bir demokratik supab niteliği taşımıyor mu?

Sonunda sorayım:

Baykal neden Ergenekon avukatlığına soyunuyor? Ve neden darbeciliğin yargılanması karşısında bunca feveran ediyor?

Anlayan varsa beri gelsin.

(Burç FM, 29 haziran 2009)

 www.ahmettasgetiren.com.tr ©