Burç FM

Hafta içi hergün saat 19.00’da Burç Fm’de yayınlanan “Günün Yorumu” programında gündeme ilişkin değerlendirmelerimizi dinleyebilirsiniz.

Burç FM'in frekanslarına aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz

http://www.burcfm.com.tr/ShowFrequency.aspx


---o---

Aranacak Kelime
Ahmet Taşgetiren'e ait, web sitesinin tam adresi: www.ahmettasgetiren.com.tr şeklindedir. www.ahmettasgetiren.com ve benzeri hiçbir siteyle ilgimiz yoktur.
 
    09 Şubat 2010 Salı
30 günlük kişilik diyeti
Bugün Ramazan'ın 5'inci günü. Henüz Ramazan'la ilgili bir şey yazamadım. “Açılım” konusu aldı başını gidiyor, bugün yine aynı konuyu yazmak isteseydim, yazılacak bir çok şey vardı.

Ama, bir tıp adamının, Ramazan değerlendirmesi, tam da benim yüreğimin yankısı oldu. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun Hürriyet'teki yazısı.

Benzeri bir yazıyıben, 20 küsur yıldır yayın yönetmenliğini yürüttüğüm Altınoluk dergisinde yazmıştım.

Altınoluk, Ramazan (Ağustos) sayısını “30 Günlük Kişilik Diyeti” kapağı ile sunmuştu.

Şu ifadeler vardı sunuşta:

“İnsanlar, maddi bünyelerindeki kimi hastalıklı oluşumları tedavi etmek için son derece titiz bir şekilde düzenlenmiş diyetlere uyuyorlar. Diyetlerde en küçük bir sapmaya yönelmiyorlar. Çünkü sağlık söz konusu.

 

Ilımlı İslam kavgası

Ilımlı İslam teorisi” Soğuk Savaş sonrasında, Amerika'nın (genelde tüm Batı dünyasının, hatta Rusya'nın) İslam coğrafyasında sömürgeciliğe karşı İslam'la siyasi bilinci, yer yer de fiili mücadeleyi senkronize eden ve “Radikal İslam, Siyasal İslam, Fundamentalist İslam” gibi tanımlamalarla ifade edilen oluşumlara karşı geliştirmek istediği bir “İslam formülü”dür.

Bu formülün özü, “İslam olmasın” değildir. “İslam'ın kökünü kazıyalım” değildir.

Bu, kendisini hangi süper güç niteliğinde görürse görsün hiçbir kuvvet için düşünülebilir bir şey değildir. Bu, tüm İslam coğrafyasında Müslüman halklarla savaşı ve mutlaka yenilmeyi göze almaktır..

Bu, “İslam olsun ama” diye başlayıp, “bizim formüle ettiğimiz gibi olsun” diye biten bir çerçevedir.

  devamı »

Çılgınlıkların sonu nereye?

Şöyle zihninizde manzarayı bir canlandırın lütfen:

Gazetenin taa tepesinde fotoğraflıbir haber:

Başlığı şu:

“Düğünde havadan şampanya servisi”

Bu bir düğün ortamı.

Beş yıldızlıbir otel.

Magazin dünyasında bir kadın ile, bir restoran sahibinin evlilik töreni.

Fotoğrafta, bikinili bir kadınön planda görülüyor. Kadın tavandan aşağı tepe üstüsarkıtılıyor ve, üzerine şampanya şişeleri yerleştirilmiş bulunan bir avizeden şampanyalarıalıp, davetlilere sunuyor.

Garson akrobat...

Garson bikinili.

Tüm davetliler bu müthişsürpriz karşısında ağızları bir karış açılmış vaziyette, mutluluktan uçuyorlar.

İşte böyle bir Türkiye manzarası.

Bu, emeklilere 11 lira zam yapılan bir ülkede yaşanıyor.

Bu, pazara çıkarken cebindeki parayıkuruşkuruşhesap eden ailelerin yaşadığıülkede yaşanıyor.

Bu, şu an üç kuruşluk yevmiye için, güneşin alnacında ömür tüketen insanlarınülkesinde yaşanıyor.

Bu, asgari ücretle hayatıgöğüslemeye çalışan insanların ülkesinde yaşanıyor.

Ve bu görüntüler, insanlarıçıldırtıyor.

Nasıl para kazanılır ki, böyle su gibi değil, şampanya gibi harcanır, sorusu, kahrediyor insanları...

İşin bir tarafı, memleketin yaşadığı ve televizyon ekranlarından her eve giren bu kahredici tezatlar açısından önemli.

Ama bir de, görgüsüzlüğün, ölçüsüzlüğün, tatminsizliğin, insanı sürüklediğiçılgınlık boyutu söz konusu.

Nefsin doymazlığı, tatmin edilemezliği...

Onu doyurmak için sunduğunuz her şeyden sonra, yepyeni ve çok daha çılgın taleplerle beyninizde deveran etmesi ve burnunuzdan ilmeği takıp sürüklemesi...

Şu olayı düşünün bir:

Masaya konmuşşampanyayıiçmek, onunla sarhoşolmak yetmiyor.

Ona doymuşsunuz. Onu herkes yapıyor.

Oysa sizde para var.

Başka... başka... hiçkimsenin yapmadığıbir şeyi yapmalısınız:

Organizatörleri seferber ettiniz. Onlar, binlerce çılgınlık türüiçinden size uygun olanıseçtiler:

Gökten şampanya yağdırmak ve bunu, kadının cinselliğini kullanarak yapmak.

Bunu başardınız ve medyada göründünüz. Namınız yürüdü. Her sosyete atmosferinde gökten indirdiğiniz şampanyalar konuşuldu.

Ama, garip bir şey bu.

Bunu siz yaptınız ve tükettiniz. Artık bu bile müstamel hale geldi.

Şimdi, nefis putunun yeni bendeleri, yeni şeyler bulmak ve medya sayfalarında görünmek zorundalar.

Sabun banyosu yapılan diskotekler, şarapta yıkanılan ortamlar, süt banyoları... pasta savaşları... tabak kırmalar...

Her gün eskiyen ve yenisi bulunmaya çalışılan çılgınlıklar...

Ne kadar soyunursanız uygar olursunuz, bu belli mi?

Neyi ne kadar tüketirseniz uygar olursunuz?

Bu belli mi?

Kaç yıldızlıoteller sizi keser?

Bu belli mi?

Bir düğünde ne kadar takıtakılmalı, sosyetedeki şöhretiniz neyi gerektirir, bu belli mi?

İçinizde tahtını kurmuş bulunan nefis putunu nasıl tatmin edebilirsiniz?

İnanın bunun sonu yok.

Her nefsi çılgınlık, kısa bir doyum süresinden sonra, geride, derin bir açlık duygusu bırakır ve doymak için yepyeni çılgınlıklara sürükler insanı.

Cinsel sapkınlıklara bakın.

Sado mazoşist cinayetlere bakın.

İnsanın fıtrat çizgisini kaybettiğinde içine sürükleneceği sefaletlere bakın.

Bunların akıl almaz örneklerini dünyada da, maalesef memleketimizde de görüyoruz.

Dünyada olan bitenlere şaşırırdık, şimdi ülkemizde benzerleri yaşanıyor ve maalesef şaşırmıyoruz.

Çılgınlıklar, medya ile, ekranlarla evlerimizin iklimine kadar sokulmuş durumda.

Ruhumuzu daraltıyorlar, karartıyorlar.

Ben tüm bunlara “İnsan krizi” diyorum.

İnsan, temel insani çerçevelerini kaybetti ve fırtınalar önünde savruluyor.

İçimize yeniden bakma zamanındayız.

Kalbimizin farkına varma, kalbimiz ile aklımız arasında güçlü bağlar oluşturma ve nefsi tutkularımızı dizginleme, bunun için de Yaradan'ın ölçülerine kulak verme zamanındayız.

Çılgınlıkların, insanlık adına bir bedeli var.

Gelir ve bulur o bedel insanı...

Bakın, bir yandan da kabristanlara doğru yolculuk sürüyor.

Şampanya içinde yüzseniz sonunda ölüm var.

Ona hazır mısınız?

Bütün kabristanlar seslenir insanoğluna :

Bana hazır mısın?

Bence her çılgın yolculuğaçıkışta o sesi duymak lazım.

(Burç FM, 24 temmuz 2009)

 www.ahmettasgetiren.com.tr ©