|
Yargının yargı olarak kalabilme sorunu
Dünyada, yargı – siyaset ilişkisinin bu kadar iç içe geçtiği başka bir ülke var mıdır, bilmiyorum.
Türkiye, yargıçların siyasi imaj yüklendikleri ender ülkelerden biri olmalı.
İstiklal Mahkemelerinden bu yana, yargıya yüklenen siyasi misyon, gerçekten yargıyı tahrip eden bir mahiyet kazanmış bulunuyor.
Yassıada Mahkemeleri, aradan on yıllar geçtikten sonra, hem yukardan biçimlendirilmeleri, hem vardığı kanlı sonuçlar itibariyle yeni bir İstiklal Mahkemesi hüviyeti kazanmış.
28 Şubat sürecinde siyaset – yargı ilişkisi, askerlerin yargıçlara verdiği brifinglerle somutlaştı.
Parti kapatma davaları, istense de istenmese de, yargıyı siyasi bir kampa oturtuyor ve toplum nezdinde taraf haline getiriyor.
Buna, yargıdaki sembol isimlerin, gizlenemeyen siyasi duruşları da katkıda bulunuyor.
Şu Anayasa Mahkemesi üyesi Paksüt ve eşi ile ilgili gelişmeler mesela...
Yargıçlar Savcılar Derneği Başkanı'nın imajı mesela...
Eski Cumhuriyet Başsavcılarının, AYM Başkanlarının değme siyasetçiye taş çıkartacak militan duruşları mesela...
Toplum bunlara baktığında, yoğun siyasi mücadelelere tanık olan ülkemizde, sık sık parti kapatma sebebiyle devreye giren yargının çok da tarafsız işlediğini mi düşünecek?
Bu mümkün değil.
Özellikle AYM asil üyesi sayın Osman Paksüt ve eşi, son zamanlarda sık sık ve tartışmalı zeminlerde gündeme geliyor.
Sayın Osman Paksüt'ün Ak Parti'nin kapatma dav asında nasıl oy kullandığı kamuoyuna açıklandı.
Sayın Paksüt'ün eşi, kocasının görev alanı ile ilgili açıklamalar yapıyor.
Bu polemikleri davet eden görüntü, medyada, öteden beri Ak Parti'ye karşı duruşlarıyla bilinen yazarlar tarafından bile yadırganıyor.
Bir ülkede, verdiği kararlarla herkesin içini durultması ve bu sebeple de en az tartışmalı olması gereken kurum böyle mi olmalı?
“Ben, böylesine siyasi duruşu olan bir yargı mensubuna nasıl güveneceğim?” sorusunu sormaz mı vatandaş?
Aslında hadisenin boyutu derin.
Hani, “Başörtülü bir yargıç” ihtimaline
karşı seslendirilen bir itiraz vardı..
Böyle bir yargıç, devleti ideolojik tavır sahibi kılar, başörtülü olmayan birisi, bundan rahatsız olur.
Bu argümanı kullananlara şimdi sormak gerekmez mi?
Eğer o argüman doğru ise, ideolo6jik tavırları bilinen yargıçlar karşısında, aynı ideolojik çerçeveyi paylaşmayan insanların kaygı duyması normal değil mi?
Diyelim, CHP zihniyetine mensup bir yargıç, benimsemediği bir siyasi çizgiyi yargılarken tarafsızlığını nasıl koruyacak?
Bunu başka siyasi çizgiler için de söylemek mümkün?
Türkiye, böyle bir yargı – siyaset iç içeliğini yaşıyor maalesef.
Hem de en yüksek yargı organı seviyesinde...
Aslında, AYM'nin Ak Parti hakkında verdiği “Odak olma” kararını yeterince değerlendiremedi Türkiye.
“Parti kapatılmadı ve herkes oh dedi” gibi bir kestirme tavırla yetinildi.
Oysa AYM, Ak Parti adına yapıldığı belirtilen bazı davranışları, “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma”nın gerekçesi saydı ve partiye ceza kesti.
Herkes biraz serin baktığında, ya da yarın gerekçeli karar ortaya çıktığında, mahkumiyete gerekçe sayılan işlerin, halkının çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'de herhangi bir insanın tabii davranışlarından ibaret olduğunu görecek.
Ne olmuş olacak?
AYM'nin 11 asil üyesinden 10'u, bu işleri suç saymış olacak.
Bu, tamamen ideolojik bir tavır değil mi?
Biz hepimiz biliyoruz ki, orada başka insanlar bulunsaydı, bu karar böyle çıkmayabilirdi.
Biz hepimiz biliyoruz ki, bu karar, oradaki insanların ideolojik çizgileri ile bağlantılı bir yorumdan ibarettir.
Ve biz hepimiz biliyoruz ki, sayın üyeler, diyelim, Cumhurbaşkanı Sezer ve Demirel tarafından “özen”le seçilmişlerdir.
Yani, bu özenin içinde, o sayın Cumhurbaşkanlarının ideolojik perspektifleri de vardır.
Şu anda, Osman Paksüt'ün sayın eşleri de, kocasının istifa ettirilmek istendiğini, yerine Gül'ün üye ataması için çalışıldığını öne sürerek, kocasının misyonunun altını çizmiş olmaktadır.
Meseleye nereden baksanız sıkıntılı bir durum söz konusudur.
CHP'nin özel misyonuna vurgu yaptığı bir yargı kurumu problem oluşturur.
Aynı şeyi Ak Parti veya hükümet yapsa yine problem oluşturur.
Aynı şeyi, “Bizim askeri müdahale ile yapacağımızı yargı yaptı” yaklaşımı içinde Asker yapsa yine problem oluşturur.
Türkiye'nin sorunu, Yargının yargı olarak kalabilme sorunudur.
Oraya bir şekilde gelmiş olmayı, özel ve yargı sorumluluğundan öte bir misyona dönüştürdüğünüzde problem başlar.
Bu açıdan, AYM üyesi Osman Paksüt'ün duruşu da, Yarsav Başkanı Eminağaoğlu'nun duruşu da, eski yüksek yargı mensuplarının duruşu da sorunludur.
Sorunludur ve yargıya bedel ödetecek niteliktedir. Benden söylemesi...
|