|
Modern çağ, Türkiye ve iki insani sınav
Önümde çok konu var sizlerle paylaşmak istediğim.
Mesela çok insani bir konu. Büyük şehirlerde kedilerin ve kuşların susuzluk problemi...
“Gönüllü Hayvan Korumacıları”, afişli bir kampanya başlatmışlar. Afişte, ağzını bir çeşmenin akmayan musluğuna dayamış, bir damla su düşmesini bekleyen kedi görüntüsü var.
Afişin üzerine “Sadece bir kap su!” ifadesi konmuş.
“Kapınızın önüne, ya da balkonunuza bir kap su koyarsanız, kedileri ve kuşları susuzluktan kurtarabilirsiniz.”
Mesaj bu.
Ben etkilendim.
Büyük şehirlerin dağdağası içinde o kadar çok şey gözlerimizden kaçıyor ki... Ezilen ezilene...
Geçen gün, şehrin bir yerinden geçerken, yanımda oturan oğlum, “Ne kadar çok kedi ölüsü var bu yolda” dedi. Otomobiller ezip geçmişti yola çıkan kedileri...
Bir hadise biliyorum, beni çok etkilemişti, anlattığımda sizler de çok etkileneceksiniz.
Rahmetle anmak isterim, Konya'nın gönül insanlarından birisiydi, Hulusi Baybal Abi, kışın yoğun karlar yağdığı zaman, yakınlarını çağırır, “Hadi, dermiş, birkaç torba kuş yemi alalım, Konya'nın çevre yollarına gidelim, yol kenarlarına serpelim. Yoksa kuşlar yem bulmak için yollara konacaklar ve bir çoğu, otomobil çarpmasıyla can verecek.!”
Kışın Konya'ya gittiğimde, karlı yollarda kuş sürüleri ile karşılaştığımda hep “Baybal Abi artık yok” diye bir derin hüzün geçer içimden.
Bizim medeniyetimiz, yaralı göçmen kuşların kanatlarını sarmak için vakıf kurmuş.
Cami duvarlarına kuş evleri yapmış.
Ve bizim Peygamberimiz, “Susuz kalmış bir köpeğe, kuyuya inip ayakkabısı ile su çıkaran ve onun susuzluğunu gideren günahkar kadının kurtulduğu”nu bildirmiş.
Çoğu büyük şehirlerde artık çeşme yok.
Cebinizde şişe suyu alacak para yoksa siz bile susuzluktan çatlarsınız.
Kediler, kuşlar nereden su içecek?
Bu, bizim çağımızın ve modern dünyanın sorunu mu?
İnsanlar eziliyor modern uygarlığın çarkları arasında...
Kadın eziliyor, çocuk eziliyor, güçsüzler eziliyor...
Necip Fazıl merhum Reis Bey isimli ünlü tiyatro eserinde “Sökün sahte su borularını, diye seslenir, ev ev merhamet şebekesi kurun!”
İslam, bir rahmet iklimi inşa eder.
İslam bir rahmet insanı inşa eder.
Yaratan'ın en güzel isimlerinden ikisi “Rahman ve Rahim'dir.
Bir başkası “Çok seven, sevgi dolu” anlamına Vedud'tur.
Düşünürüm ki, bir tek Müslüman yüreği olsa, merhametin abidesi dikilebilir.
İnsanlıkla Müslümanlık içiçedir.
Buradan seslenmek isterim:
Çiçekleri unutmayın. Kuşları, kedileri unutmayın. Çocukları unutmayın.
Merhametin azaldığı bir dünyada, insanlığın da azalacağını unutmayın.
***
Böyle bir insani konudan sonra şimdi bahsedeceğim konuyu umarım yadırgamazsınız. İlk bakışta siyaset gibi görünse de, aslında derinliklerinde insani bir durum söz konusu...
Demirel'in sözlerini okudunuz mu bilmiyorum.
Demiş ki:
“Dini eğitim almak istiyorsanız Suudi Arabistan'a gidebilirsiniz.”
Bunu okuyunca “Vicdanlar böylesine kurudu mu?” diye bir isyan duygusu geçti içimden.
Daha önce de hatırlarsanız, “Başörtüsü takmak isteyenler Suudi Arabistan'a gitsin” şeklinde konuşmuştu.
“Acaba yarın kimi gönderecek Suudi Arabistan'a?” diye bir soru oluşmuyor mu içinizde?
Günden güne sürgünlerin kapsamı genişliyor kaygısı yoğunlaşmıyor mu?
Acaba ne zannediyor 9. Cumhurbaşkanımız Suudi Arabistan'ı?
Ya da Türkiye onun gözünde ne?
Bu ülkede ne kadar sürgün adayı var acaba?
Size göre Demirel'in bu sözlerinde insanlık haysiyeti ile ilgili bir sorun yok mu?
Yani bu sözlerin, “Su arayan kuşlar Nil nehrine gitsin, su arayan kediler, Missisipi'den sulansın” demekten bir farkı var mı?
Ya da bu sözlerden yola çıkarak, yaşanmak üzere gönderilen Kur'an'ı nereye sürgün göndermemiz gerekir?
Eskiden başka dünyalardan sürülenler bizim ülkemize sığınırlarmış. Şimdi biz insan sürmeye kalkıyoruz.
Demirel'i izlediğimde gerçekten endişeleniyorum.
“Kendisi nereye koşuyor?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.
İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşr edilirmiş.
Nerede duracak Demirel?
Böyle, insanları sürgüne göndere göndere elinde kim kalacak?
Kedilere kuşlara su yok.
Başörtülülere okul yok.
Din eğitimi almak isteyenlere yer yok!
Çağdaş kafa bunu buyuruyor.
Ben de bütün kalbimle “Yazık insanlığa” diye sesleniyorum.
İnsan olmak, merhametli olmakla birebir eşdeğerdir, diye sesleniyorum. Yüreklerin kurumaması lazım diyorum.
|