|
Hani, Hazreti Ömer dönemi ile ilgili bir anekdot anlatılır.
Bir gün Hazreti Ömer, Mescid-i Nebi'de hutbe okumaktadır.
Bir ara, hitap ettiği ve hemen hepsi Hazreti Peygamberi görme bahtiyarlığına ermiş bulunan cemaate şöyle bir soru sorar:
-Ben bir yanlış yaptığımda ne yaparsınız?
Kendisini dinleyenlerden birisi ayağa kalkar ve seslenir:
-Seni kılıçlarımızla düzeltiriz.
Bu, bir devlet başkanına yapılacak uyarı açısından eşine rastlanmaz bir örnektir.
Hazreti Ömer bu sözler üzerine yanlış yaptığında kendisini kılıçlarıyla düzeltecek bir topluma devlet başkanı olduğu için Allah'a şükreder.
Şimdilerde bu örnekle birlikte, TBMM eski Başkanı Bülent Arınç'ı düşünüyorum.
Sanki o söyler böyle bir sözü bu zamanda gibi geliyor bana. En yakın ve en güçlü arkadaşını o uyarır.
Türkiye, Deniz Feneri davası ile bağlantılı olarak yolsuzlukları konuşuyor.
Ak Parti'nin yola çıkarken yolsuzluklarla savaşmayı vadetmişti.
Oysa şu an, ana muhalefet partisi, bu işi getirip hükümete yamamaya çalışıyor.
Geçen gün, Mehtap televizyonundaki Düşünce Günlüğü programında dile getirdim. Yazılarımda, konuşmalarımda da ısrarla ifade ediyorum.
Bu meselede, yani yolsuzluklar karşısında sayın Başbakan ve hükümet, en radikal tavrı takınmalı. En hassas, en keskin reddi ortaya koymalı. Temizlik üzerinde olağanüstü hassasiyet göstermeli.
Bunun bugünkü yolu nedir?
Sanırım, Bülent Arınç'ın başkanlık ettiği bir “Temiz eller komisyonu” kurmaktır.
Ben sayın Arınç'ın başkanlık edeceği Ak Parti içindeki bir komisyonun da herkese güven vereceğini düşünüyorum.
Kaldı ki farklı partilerin üye vereceği bir Meclis Komisyonu da olabilir bu.
Ve bu komisyon, yolsuzluk iddiasına hedef olan her konuyu anında gündemine alır, ciddi bulduğunu yargıya sevk edebilir.
Bu, mahalli seçimler öncesinde, yolsuzluk iddiaları ile vurulmak istenen Ak Parti için en radikal karşı hamle olacaktır.
Evet, Ak Parti, belediye hizmetleri konusunda halkın geniş takdirini kazanmış bulunuyor. Hatta, bu yönüyle İzmir, Diyarbakır gibi farklı partilerin kalesi diye nitelenen şehirlerin bile Ak Parti tarafından kazanılması söz konusu...
Ak Parti vurulsa vurulsa başka yerden vurulur. O da, Türkiye şartlarında siyasetin ve siyasetçinin ikinci giyotini olan yolsuzluk iddialarıdır.
Şu anda bu giyotin Ak Parti'nin kafasını kesmek için devreye sokulmuştur.
Evet, bir cevap, bir karşı hamle gerekiyor.
Kaldı ki bu, sadece, siyasi bir savunma aracı niteliğinde de olmamalı.
Devlet yönetiminde iseniz, temiz kalmak olmazsa olmaz bir şey.
Ak Parti ki, yola da temiz bir devlet yönetimi iddiasıyla çıkmıştır.
Ondan, temiz kalma konusundaki vaadini yerine getirmesini istemek, oy verenlerin hakkıdır.
Bu konuda Deniz Feneri ya da Şaban Dişli olayı ile bir yara alınmış mıdır?
Başbakan'ın büyük tepkisi, böyle bir yaralanma endişesinin yansıması olabilir.
Ne de olsa çamur at izi kalır, öz deyişi, bizim siyaset dünyamıza çok uygundur.
Her halükarda bir çıkış gerekiyor. Bir hamle, bir radikal tavır....
-Hayır, bizim üzerimize yolsuzluk çamuru konduramazsınız gibi bir isyan.
Bana göre böyle bir isyanın göstergesi, sadece sözlü tepkiler olamaz. Kategorik redlerin bu konuda çok inandırıcı olma imkanını kaybettiği bir noktadayız.
Onun için bir jest.
Ve bana göre o jest, Bülent Arınç ismini devreye sokarak yapılmalı.
Neden böyle düşünüyorum:
Geçtiğimiz günlerde Bülent Arınç Doğan Grubunda büyük itibar gördü.
Oysa o grup, Bülent Arınç'ı hiç sevmezdi. Bülent Arınç, dimdik bir adamdı ve Ak Parti'nin “milli görüşçü” cenahında mütalaa edilirdi. Onun için de Ak Parti bünyesinde Bülent Arınç çizgisi gerilemeli idi. Onun için, Meclis Başkanlığı süresince hep, onun hakkında negatif haberler - yorumlar üretildi. Sonunda da başkan adayı olmaması sağlandı.
Bu konuda çok şey söylenebilir de, açık olan bir şey var ki, o grup Bülent Arınç'ı sevmez.
Ama yine o grup, yolsuzluklar konusunda onun “Yolsuzluk yapanın Allah belasını versin” sözüne alkış tuttu.
O grubun, bunu iyi niyetle yaptığını düşünmem. Benim gözlemim o ki, böyle durumlarda onlar, parti içi çatlama hesabını yaparlar. Günahları kadar sevmedikleri insanları tutar gözükürler, ta ki, şöyle veya böyle bir çatlak oluşsun.
Ama, yine eminim ki, onlar Bülent Arınç'ın siyasi – ideolojik çizgisini benimsemeseler bile, onun, yolsuzluklar konusundaki tavrının samimiyetinden kuşku duymazlar.
-Bülent Arınç temiz adamdır, yolsuzluk yapmaz, bilebildiği kadarıyla yolsuzluk yapılmasına göz yummaz. Geçmişinde asla şaibe yoktur.
Bunu bilir ve teslim ederler.
Bir şeyi daha bilirler:
-Bülent Arınç doğru bildiği konularda sözünü sakınmaz. Doğru bildiğini her ortamda söyler.
Şimdi buradan, sayın Başbakan'ın Bülent Arınç'ı, kurulacak bir “Temiz Eller Komisyonu”nun başına getirmesinin içerdiği mesaja gelelim.
Bunun anlamı ne olur?
Bunun anlamı şu olur:
-Başbakan, yeri gelince kendisini bile eleştirecek birisini böyle bir komisyonun başına geçirdi. Bu hamleye güven duymak lazım.
Başbakan otoriterdir, onu eleştirmek zordur, şudur budur... Ama orada Bülent Arınç varsa, doğru olan dile getirilecektir.
Bence böyle bir karar, yola birlikte çıkan dostların, birbirine duydukları ihtiyacın yeniden te'yidi anlamı da taşımaktadır. Başbakan'ın bugün böyle bir dostluğa en çok ihtiyaç duyan insan olduğunu düşünüyorum.
|